Anadolu'da Aşiretler .:: Anadoluasiretleri.com ::.
Breguet watchesCartier watchesDefy Extreme watchesFranck Muller watchesDumont Pantree watchesBaume Mercier watchesMonaco Monza watchesJ12 GMT watchesArnold Limited Edition watchesFormula 1 SLR Golf watches
   
.:: Haberdar Et ::.
Yeniliklerden haberdar olmak için kayıt olabilirsiniz.
Ad Soyad:
E-Posta:
Eser Hakkında

Anadolu coğrafyası çeşitli devletlere ve medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır. M.Ö. den başlayan bir süreç içerisinde, gerek ticaret yolları dolayısıyla, gerekse istilalar sonucu farklı kültürleri bünyesinde bulundurmuştur. Bunun en açık örneğini Ankara’da Anadolu Medeniyetleri müzesinde görmek mümkündür.

Türklerin Anadolu’ya gelişiyle birlikte, Anadolu tamamen farklı bir kültürle daha tanışmıştır. Zira Türkler, başta Çin olmak üzere, Hind, Fars ve Arap kültürleriyle tanışmış bir hüviyette idiler. Dolayısıyla kendi kültürleriyle dışardan aldıkları bir kısım değerleri mayalayarak kültürlerini zenginleştirmişlerdi. Bu sayede Türklerin gelişiyle birlikte Anadolu o zamana kadar karşılaşmadığı yepyeni bir mimari ve sanatla karşılaştı. Maamafih 7-9. yüzyıllarda Hazar Hanlığının Urfa’ya kadar sınırları yayılmışsa da, bu kalıcı ve etkileyici bir durum yaratmadı. Keza Anadolu’da bazı kurganlarda çıkan balballar, Türklerin İsa’dan önce de Anadolu’da bulunduklarını ortaya koysa da, asıl kalıcı dönemleri Malazgird Savaşı sonrasında gerçekleşmişti.

İşte bu geliş, Anadolu tarihinde bir dönüm noktası olarak görülür. Zira o tarihe kadar Anadolu’ya hükmeden Doğu Roma İmparatorluğu, yavaş yavaş geri çekilmeye başlamış, Anadolu’nun bu yeni misafirleri, beylikler kurarak bölgeyi sahiplenmiştir. Gerek Haçlı Seferleri, gerekse Moğol istilâsı, Anadolu’nun bu yeni sahiplerini köklü olarak yerleşmekten alıkoyamamıştır. Gelenler hem şehirlerde yerleşmiş, hem de aktif bir güç olarak yerleşik olmayan bir hayat tarzının temsilcileri olmuştur. Aslında batı göçebe hayatından tamamen farklı bir görünüm arz eden Türk göçebeliği, savaşçı bir ruhla hareket eden, kapalı toplum hayatlarıyla da çevre etkilerinde kalarak yozlaşmayan bir yapıya sahiptiler. Bu yüzden Türklerin Anadolu’ya ve ardından Rumeli’ye yerleşmelerinde, bu göçebe hayat tarzını benimsemiş grupların rolü büyüktür. Ayrıca bunların hayvancılıkla uğraşması, hayvanlarını otlatmak mecburiyetinden dolayı belli bir mekanda kalmamaları, onların kontrolünü de güçleştirmiştir. Bununla beraber, devletin gücü ile, tamamen başı boş bir hayat yaşamalarının da önüne geçilmiş, yaylak ve kışlakları belirlenmek suretiyle, bunlar arasında belli güzergâhtan hareket etme zorunluğu getirilmiştir. Bu hareketlerinde, yerleşik halka zaman zaman zarar verdikleri ve şikâyetlere sebep oldukları da kaynaklarda yer almaktadır. Bu sebeple, yerleşik halkın uğradığı zararları karşılamak üzere, devlet tarafından kendilerinden “nezr” adı altında peşin tahsilat yapılmıştır. Ele avuca sığmaz bir hüviyete sahip bu göçer halkın Rumeli’nin türkleştirilmesinde kullanılması ve bunun için Anadolu’dan Rumeli’ye geçirilmeleri, orada yeni köyler, hatta kasabalar kurmaları ve bunlara geldikleri yerdeki isimleri veya kendi isimlerini vermeleri, kısa bir müddet sonra Rumeli’de hatırı sayılır bir Türk nüfusun oluşmasına yol açmıştır. Bununla beraber Anadolu’da kalanlar da, gerek şehirlerin et ihtiyacının, gerekse ordunun silah ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. Özellikle XVII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren fütühatın durması ve uzun savaşlar dolayısıyla meydana gelen asayişsizlikten kaynaklanan ziraî alanların boşalması üzerine, bu boş alanlara yerleştirilmek suretiyle, ekonomik hayata daha da aktif katılma durumu çıkmıştır. Osmanlı terminolojisinde “şen ve abâdan eylemek” olarak belirtilen bu uygulamada, ayrıca, onların güneyden gelen Şemmar ve Aneze gibi Arap kabilelerinin baskınlarına karşı set teşkil etmek üzere Suriye’de Rakka bölgesine sevkedildiklerini de görüyoruz.

Anadolu’ya gelen Oğuzlara mensup aşiretlerin, Kanuni döneminde, devlete isyan etmelerinin önüne geçilmesi için, cemaat adı altında küçük gruplara bölündükleri, başlarına “Beğ” veya “Kethüda” denilen kimseler getirilerek tesirlerinin azaltıldığı da bir gerçektir. Uygulamada bununla da yetinilmemiş, farklı boylardan cemaatler bir araya getirilerek federasyonlar oluşturulmuştur. Mesela Bozulus Türkmenleri, Yeni il Türkmenleri, Halep Türkmenleri bu şekilde oluşturulan federasyonlardır. Bu sebeple araştırmamızda Kanuni dönemindeki bu uygulamadan önceki Osmanlı tahrir kayıtlarının incelenmesi özel bir önemi haiz olup, cemaatlerin asıl bağlı oldukları boylar böylece belli ölçüde tesbit edilebilmiştir. Bu sayede, mensup oldukları boyları sonraki defterlerde yazılmamış cemaatlerin de, önceki kayıtlara dayanarak tabi bulundukları gruplar büyük ölçüde ortaya çıkarılabildi. Tabii en büyük sıkıntı, il yazıcılarının, çoğu defa tahrirle görevli oldukları bölgeye gitmeden eski kayıtları kullanarak defterleri düzenlemelerinden doğmuştur. Zira siyakat adı verilen bir yazı karakteriyle yazılan tahrir defterlerinde, yer isimleri daha da karmaşık bir hal almış ve çok farklı okunacak tarzda yeni deftere işlenmiştir. Bu nedenle bu araştırmamızda, bu türden yer adlarında ve cemaat isimlerinde zaman zaman okuma hataları olması kaçınılmazdır. Bu safhada, tahrir defterlerindeki bilgileri okuyup, hazırlanan özel fişe aktaran değerli meslektaşlarım Doç. Dr. Erhan Afyoncu, Doç. Dr. Fikret Sarıcaoğlu, Doç. Dr. Muzaffer Doğan, Yard. Doç. Dr. Recep Ahıshalı, Doç. Dr. Mahmut Ak, Doç. Dr. Şenol Çelik, Doç. Dr. İbrahim Sezgin, Yard. Doç. Dr. Hanefi Bostan, Yard. Doç. Dr. Mehmet Taşdemir’e ve bu fişe aktarılan isimlerin kontrolünü gerçekleştiren Prof. Dr. Feridun Emecen ile Prof. Dr İlhan Şahin’e samimi teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca, Ekrad ve Kürd adı altında geçen cemaatlerin isimlerinin doğru okunması konusunda yardımcı olan Dr. Hacı Bayram Bulgurlu’ya da minnettarlığımı belirtmeliyim.

Fişlerdeki bilgiler, bizzat tarafımdan hazırlanmış olan özel bir yazılıma aktarılmıştır. Bu yazılım sayesinde farklı okumalar başta olmak üzere hatalı isimler düzeltilmiş, bilgiler bizzat yine tarafımdan çapraz sorgulama ve karşılaştırma yapılarak tek tek beş-altı kez gözden geçirilmek suretiyle eksik olan kısımları tamamlanmış ve alfabetik sıralama sonrasında önce Excel’e, oradan da Word’e aktarılmıştır. 1986 yılında başladığım ve yaklaşık 22 yıllık bir çalışma sonrasında bitirdiğim bu eser, 1995 yılında DPT’ye sunmuş olduğum “Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi” projesine dahil edilmiştir. Bütün Anadolu, Suriye ve kısmen de Irak’ı içine alan, mükerrerleriyle birlikte 41.295 cemaat adına ulaşılmıştır. Diziniyle birlikte 6 cilt olan kitapta, dizin hariç mevcut kelime sayısı bir milyon ikiyüz bin civarındadır. Bundan sonra dizini yapılan kitap baskıya hazır hale getirilmiştir. Genel ve tanımlı olarak hazırlamış bulunduğum dizin ancak 8 ayda tamamlanabilmiştir ve tek cilt halinde sunulmaktadır. Fişleme hariç kitabın bütün aşamaları tek elden tarafımdan yapılmış olup, Anadolu’daki bütün Türk, Kürt, Arap, Moğol göçebelerini kapsayan çalışmanın, tüm eksiklerine rağmen, gerek dilcilere, gerekse sosyolog ve sosyal antropologlara zengin bir kaynak olacağından şüphem yoktur.

Yusuf HALAÇOĞLU
www.anadoluasiretleri.com


2009 Tüm Hakları Saklıdır. İçerikler izinsiz kullanılamaz.